Bizlerin her şarta uyum sağlayabilme ve değişebilme özelliğini şans olarak görüyorum. Sadece ruhsal olarak değil, hayata tüm bedenimizle biz farkında olmadan da uyum sağlıyoruz yıllar geçtikçe. Sinan Canan “İnsanın Fabrika Ayarları” kitap serisinde şöyle anlatıyor. “İşleyen kasların büyümesi, hareket eden kemiklerin kuvvetlenmesi, derimizdeki bazı bölümlerin kullanmaya ve zorlanmaya bağlı olarak kalınlaşması ve hatta nasırlaşması, bu tip uyum mekanizmalarının farklı örnekleridir. Hatta yüzümüzde yaşla birlikte artan kırışıklıklar ve çizgiler, yüz kaslarımızı ömür boyu ne yönde kullandığımızın izlerini taşıyarak bir nevi “hafıza” gibi davranırlar.”

Yukarıdaki açıklayıcı bilgileri okuyunca, günümüzde sıklıkla uygulanan botoks veya dolgu ile yüzün yaşanmışlığının ve hafızasını silindiğini düşününce ürktüm doğrusu. Derimiz üzerinde hayatımız boyunca oluşan tüm izlerin, derimizin hafızasını oluşturduğu gerçeğini nasıl yok sayabiliriz?

Çevremde birçok arkadaşım “ufak dokunuşlar” yaptırıyor ve bana da “şu kaşlarının arasındaki çizgiye bir dolgu yaptırsan” diye  şiddetle tavsiyede bulunuyorlar. Ben de onlara “ bu çizgiler için yıllarımı verdim, tek bir kalemde onları sildiremem” cevabını veriyor ve gülüp geçiyorum. Neden 50 yaşımda 25 gibi görünmek isteyeyim ki? Yüzüm gergin ve pürüzsüz olduğunda yaşımı gizleyebilir miyim? Hiç sanmıyorum, her yaşın ayrı güzelliği olduğunu düşünüyorum. Sanırım önemli olan, insanın kendisi ile olan barışıklığı, öncelikle kendini sevmeli insan.

Tekrar hafızaya geri dönecek olursak, bahsettiğim kitapta bu konuda ilginç tespitler var;

Eğer zihnen geriye doğru gittiğimizde, hatırlayabileceğimiz anıların sayısı fazla ise zengin bir yaşam deneyimi biriktiriyoruz demektir. Şu kısacık hayatımızı nasıl geçirdiğimiz, hayat kalitemizi ve hayata dair doyumumuzu belirleyen tek etkendir. Değişimlere uyum sağlayabilme becerimiz, bilinçli yaşam düzeyimizle ilintilidir.

Sabit fikir, zan ve yargılar artık değişmesi zor kalıplara dönüşebilir zamanla. Bu kalıpları yıkmak için bilme sınırlarımızı devamlı esnetmeye çalışmak, öğrenmek ve düşünmek en temel meşgalemiz olmalıdır.  Gayret ettikçe, baktıkça, aklettikçe ve öğrendikçe zihnimiz açılır ve genişler. Bilgi karşısında tevazu, minnet ve gayret insana en yakışan haller arasındadır.

Sağlıklı bir zihin; her deneyimi hemen “iyi” yahut “kötü” diye etiketlemeden üzüntüyü, sevinci, arzuyu veya diğer tüm duyguları olduğu gibi deneyimleyebilen, onların kişisel olarak nasıl bir mesaj taşıdığını düşünebilecek ve hissedebilecek özgürlüğe sahip bir zihindir.

Yararlanılan Kaynak: Sinan Canan İFA, III.Kitap Sınırları Aşmak

0 Yorumlar