Çamlığa Pikniğe Gidelim
Lisedeyim, arkadaşlarla konuşup plan yapmışız; pikniğe
gideceğiz. Herkes evden bir şeyler getirecek; pasta, börek, salata, sarma. İçecekler
ve top işi oğlanlarda. Ben de anneme tuzlu poğaça yaptırıyorum. Annemin
ısrarıyla meyve, domates, salatalık da ekliyorum yanına. Tabak, bardak, çatal,
su derken piknik çantam hazır. Cumhuriyet Meydanı’nda buluşuyoruz arkadaşlarla.
Çamlık’a yürüyerek mi gittik, yoksa dolmuşla mı, onu hatırlayamıyorum. Çamlık’a
vardığımızda, “Hangi çamın altındaki masaya otursak?” diye önce bir
dolaşıyoruz. Denizi gören masalardan ikisini birleştiriyor, üstüne masa
örtüsünü yayıyoruz.
O
zamanlar cep telefonu olmadığı için birbirimizle konuşup gülüşüyor,
getirdiğimiz topla hangi oyunu oynasak diye tartışıyoruz. Yakan topta karar
kılıyoruz. Kızlarla erkekler ayrı takım olup yakan top oynuyoruz önce. Sırasıyla
istop, voleybol derken kızlar masa hazırlamaya geçiyor. Oğlanlar, ellerine top
geçmişken dururlar mı? Futbola başlıyorlar. Masanın üstü doluyordu; yaprak
sarma, börek, salata, tuzlu pasta, kek ve içeceklerle. Kızlardan biri teybin
düğmesine bastı. Zeki Müren’in sesi yayılıyor: “Annem, annem, anneciğim…”
Çamlığın
ulu ağaçları bizi sarıp sarmalıyor. Kafamı yukarı kaldırıyorum; çamın iğne
yapraklarının arasından parlayan gökyüzüne bakıyorum. Bu ağaçlar nasıl bu kadar
büyüdü; kimler dikti, nasıl bir emekle oluştu bu koru? Bu soruların cevabını o
zamanlar bilmiyorum. Ama “İyi ki Çamlık’ımız var,” diye mutlu oluyorum.
Samsun’dan, Çarşamba’dan gelenleri görünce Ünye’nin bu güzel korusunun başka
bir yerde olmadığını, buranın özel olduğunu düşünüyorum.
Yaşar
Karaduman’ın, 1945–1953 yılları arasında Ünye Belediye Başkanlığı yapmış olan
Hüsrev Yürür ile 2007 yılında yaptığı röportajdan öğrenmiştim Çamlık’ın
hikâyesini. Orman Bakanlığı Fidanlıklar Genel Müdürlüğü’nden Ünye Belediye’sine
gelen Genel Müdür ve iki ziraat mühendisinin, “Çam fidanlığı kurmak için bize
bir yer gösterin,” teklifiyle başlamış bu hikâye. Samsun Gelemen Devlet Üretme
Çiftliği’nden getirilen çam fidanlarının dikilmesi sırasında belediye meclis
üyesi Musa Güven’in başında bulunduğunu; bahçıvan Azmi Efendi ile fidanlara tek
tek evladı gibi baktığını, muntazam büyümeleri için büyük bir özen ve özveriyle
çalıştıklarını anlatıyordu Hüsrev Yürür. Ayrıca çam fidanlarının, deniz
rüzgârından zarar görmemesi için ön sıraya koruyucu uzun kara ağaçların
dikildiğini söylüyordu röportajda.
Küçücük
bir fidanın, çam korusuna dönüşmesine katkı sağlayan, o yokluk zamanlarında
ellerinden gelenin en iyisini yapan çok değerli büyüklerimizi rahmetle
anıyorum. Biz Ünyeliler Çamlık’ımızın değerini biliyor muyuz? Ağaçların gelişi
güzel kesilmemesi, görsel kirlilik yaratan çirkin beyaz plastik sandalyelerin
kaldırılması, piknikçilerin çöplerini bırakıp gitmemesi, mangal ateşinin ağaçlara
zarar vermemesi için hangi uyarıları yapıyor, hangi önlemleri alıyoruz?
Çok
geç olmadan o ulu ağaçların bakımının yapılmasını, yeni fidanların dikilmesini,
eski güzel günlerine dönmesini diliyorum.
"İki
çam ağacının arasında yeni bir dünyaya açılan bir kapı vardır." John Muir
"Gölgesinde
asla oturmayacağını bilerek ağaç diken kişi, en azından hayatın anlamını
anlamaya başlamıştır." Rabindranath Tagore





0 Yorumlar