Ünye'de Bayram Sabahı
Arife
gecesi baş ucumda kırmızı rugan ayakkabılarla uyuduğum bayram sabahlarına
götüreceğim sizi; Ramazan’da kaç gün oruç tuttuğumu parmaklarımla sayıp mutlu
olduğum, bayramlaşmaya gelenlerin büyük bir coşkuyla karşılandığı, kolonya
dökülüp lokum ikram edildiği, baklavanın yanına ayran sunulduğu, akşam yemeğine
yakın gelenlerin sofraya buyur edildiği, kumaş mendillerin arasında bayram
harçlıklarının hazır edildiği, abim, kardeşim ve benim yeni ayakkabılar ve bayramlıklar
giydiğimiz bir fotoğraf karesi canlanıyor zihnimde.
Ramazan
Bayramı’nda benim de üstüme incili yorgan örtülsün diye uyumak isterdim. Ama gündüz uykusundan o zamanlar nefret
ettiğimden benim üstüme hiçbir zaman incili yorgan serilmedi. Babam sayıklamaya
başlayınca annem, “Tabii tüm Ramazan’ın yorgunluğu var üstünde. Sen geç içeri
uyu, biri gelirse ben uyandırırım,” der, ardından da eklerdi: “Kurban Bayramı
iş bayramıdır uyunmaz; ama Ramazan’da uyursan üstüne incili yorgan örtülür.”
Kulağımıza
çocukluktan küpe olan sözler, inançlar ve davranışlar vardır. Benim için bu
uyku meselesi de onlardan biri.
Elinde
torbalarıyla kapı kapı dolaşan o çocuk grubuna ise hep gıpta etmişimdir. Hele
de annem mendilin arasına koyduğu parayla birlikte şeker vermeye görsün;
kapımızın zili hiç susmazdı. Haber alan diğer şekerci çocuk grupları, bu kapıda
şekerin yanında para da veriliyor diye koşarak gelirlerdi. Her seferinde annem
ya da babam güler yüzle onları karşılar ve beklentilerini boşa çıkarmazdı.
Aşağı
katımızda oturan Beyhan Ablalara ve yanımızdaki evdeki amcamlara bayramlaşmaya
gitmek ise benim için başlı başına bir heyecan ve macera gibiydi. Beyhan
Ablalar altı kardeşti ve evlerinde hep bir hareket, neşe ve heyecan olurdu.
Hele bayram sabahları…
Fatma
abla, dört erkek kardeşinin pantolon ve gömleğini ütülemek için yere ütü bezini
sermiş, ütünün başına oturmuş olurdu. Beyhan Abla ise o güler yüzü ve tatlı
diliyle beni karşılar, Şahinde Yenge’nin yaptığı, benim çok sevdiğim su
böreğini ısıtırdı. Kâmil Amca’nın, “Fatma Nur gelmiş, gel bakalım,” diyerek bana
hemen yer göstermesi, önündeki zigon masanın üzerindeki kolasından bir yudum
alıp benimle sohbet etmesi hâlâ gözümün önündedir.
Evdeki
abilerin ise her birinin yeri bende çok ayrıdır. Bu kalabalık ailede gördüğüm
değeri ve hissettiğim mutluluğu yüreğimin en hassas yerinde saklıyorum.
Bugün
bayramlar artık biraz daha sessiz sanki. Kapı kapı dolaşan çocukların yerini
telefon mesajları, uzun bayram ziyaretlerinin yerini kısa nezaket aramaları
aldı. Şeker toplayan çocukların heyecanı azaldı belki ama insanın içindeki o
çocuk hiç büyümüyor. Hâlâ yeni bir bayram sabahında içimizin bir yerinde eski
bayramların sesi yankılanıyor.
Belki
artık mendillerin içinde harçlıklar hazırlanmıyor, belki kapılar eskisi kadar
sık çalınmıyor ama bir yerlerde hâlâ bir anne misafir gelecek diye tatlı
yapıyor, bir baba bayram namazından dönerken eve sıcak ekmek getiriyor, bir
çocuk bayramlıklarını yatağının yanına koyup heyecanla uyuyor.
Anlıyorum
ki bayram aslında takvimdeki bir gün değil; hatırladığımız insanlar,
yaşattığımız değerler ve kalbimizde koruyabildiğimiz o güzel duygularmış. Eğer
hâlâ bir büyüğün elini öpmek, bir çocuğu sevindirmek, bir gönül almak için
fırsat biliyorsak bayram hâlâ bayramdır.
Ve
insan kaç yaşına gelirse gelsin, bazı bayram sabahları kalbinde hep aynı
cümleyle uyanıyor:
“Keşke
yine Ünye’de, o eski bayram sabahlarından birine uyanabilsem…”
0 Yorumlar