Makalemin yapay zekaya görselini hazırlatıyorum. Ben sevdim. Sizin hoşunuza gitti mi?


“Neşe, yüksek zekânın en güçlü kanıtıdır. Herkes mutsuz olmayı becerebilir, mutlu olmak ise bilgelik gerektirir.” Bu cümleyi okuduğumda, “İşte bu!” dedim. “Düşüncelerime tercüman olmuş.” Ardından şu cümleler geldi: “Farkında mısın? Kötü bir senaryoya inandığında kimse sana ‘Kanıtın ne?’ demez. Ama iyi bir şeye inandığında herkes, ‘Çok hayalperestsin,’ der. Dünya bize korkuyu normalleştirmeyi öğretti, umudu değil.”

Ne kadar tanıdık, değil mi?

Gelecekle ilgili kötü bir ihtimali dile getirdiğimizde gerçekçi, tedbirli ve aklı başında kabul ediliyoruz. Oysa güzel bir gelecekten söz ettiğimizde hemen “Hayal kuruyorsun.” denilebiliyor.

Sanki karamsarlık olgunluk, umut ise saflıkmış gibi… Oysa gelecek henüz yaşanmadı. Hem felaket senaryoları yazmak hem de güzel bir gelecek hayal etmek zihnimizin ürünü. Aradaki fark, hangisine inanmayı ve hangisine enerji vermeyi seçtiğimizde ortaya çıkıyor.

Zihnimizi kendi hâline bıraktığımızda, çoğu zaman korkuya ve olumsuz olana yöneliyoruz. Çünkü hayatta kalma içgüdümüz bizi tehlikeye karşı tetikte olmaya programlamış. Kötü ihtimali düşünmek kolay; herkes yapabilir.

Peki ya bütün bunları görüp yine de neşeli kalabilmek? İşte asıl mesele burada. Dünyada savaşlar, adaletsizlikler, kayıplar, hastalıklar, ekonomik sıkıntılar, yalnızlıklar ve türlü türlü acılar yaşanırken neşeli olmak, bütün bunları görmezden gelmek anlamına gelmiyor.

Tam tersine…

Bunları görmek, bilmek, hissetmek ve yine de hayata tutunmayı seçmek demek. Bana göre gerçek zekâ biraz da burada başlıyor. Çünkü neşeli olmak, her şeyin yolunda olduğuna inanmak değildir. Her şey yolunda değilken de yolunu kaybetmemektir. Epiktetos’un düşüncesinde de buna benzer bir yaklaşım vardır: İnsan, kontrol edemediği şeyler için kendini tüketmemeli; enerjisini kontrol edebildiği alanlara yöneltmelidir.

Belki de bilgelik, tam olarak budur. Sahip olduklarımızın kıymetini bilmek… İçinde bulunduğumuz anın farkına varmak… Elimizdeki imkânları görmek… Ve bütün bunlardan kendimize küçük de olsa bir neşe alanı yaratabilmek.

Neşeyi seçmek, yaşananları inkâr etmek değildir. Karanlığı görmediğimiz için değil, karanlığın içinde de ışık aradığımız için neşeliyizdir. Bu yüzden ben şu üç hâli birbirinden ayırıyorum: Dünyanın karanlığını görüp mutsuz olmak: “Ham zekâdır.” Analitik yetenek vardır ama onu yönetebilme, yönlendirebilme becerisi henüz gelişmemiştir.

Dünyanın karanlığını hiç görmeden mutlu olmak: “Saflıktır.” Belki de cehaletin getirdiği mutluluktur. Dünyanın karanlığını görüp, anlayıp, hissedip ve bütün bunlara rağmen neşeyi bir kale gibi inşa etmek ise: “Yüksek zekâdır.” Çünkü bu, zekânın bilgeliğe dönüşmüş hâlidir. Mutsuz olmak bazen bir refleks olabilir. Neşeli kalmak ise emek ister. Belki de bu yüzden neşe bir ruh hâlinden çok, bir seçim; hatta bir yaşam sanatıdır.

Peki siz neşeli misiniz?

Yararlandığım kaynak: Instagram – @kisiselgelisim.farkindalik


0 Yorumlar