Çöp Mü? Ambalaj mı?
Marketten aldığımız tüm ürünlerin bir ambalajı var malumunuz. Kullanmak için önce bu ambalajı açıyor, ürünü tüketiyor, sonra da onu geri dönüşüm kumbarasına atıyoruz, değil mi? Yakınımızda bu kumbaralardan yoksa bir çöp kutusu bulana kadar da çantamızda tutuyoruz. Öyle, işimiz biter bitmez yola, bahçeye, sokağa, kaldırıma, bir duvarın kenarına, kumsala ya da bir ağaç altına bırakmıyoruz. Çünkü biz çevremizin tertemiz olmasına özen gösteren, sigara izmaritlerini yerlere atmayan, tüm canlıların yaşam hakkına saygı duyan çok medeni bir insanız!
Sabah yürüyüş yapmak için bizim sitenin karşısındaki
parka gidiyorum. Parkura adım atar atmaz, yürüme yolunun yanındaki yeşilliklere
dolanmış bir ıslak mendil çıkıyor karşıma. Biraz daha ilerlediğimde o güzelim
çam ağaçlarının altına bırakılmış iki üç bira şişesi görüyorum. Çimlerin
arasından çıkıp gelen siyah-beyaz anne kedi kendini önüme atıp “Sev beni, sev
beni!” diyor da biraz olsun kendime geliyorum. Hoyratça ve sorumsuzca bırakılan
cips, kuruyemiş, kraker ambalajlarını, pet su şişelerini bir an için
unutuyorum.
Kediyi
ardımda bırakıp süs havuzunun fıskiyesine konan güvercinlere gülümsüyorum.
Havuzda yüzen bir parça peçete ve çekirdek ambalajı tüm keyfimi kaçırıyor.
Neyse
ki boynuma astığım küçük çantada cep telefonumun haricinde bir plastik eldiven
ve bir çöp poşeti bulunduruyorum. İlk turun ardından ben başlıyorum bu ambalajları
toplamaya.
Deniz
yıldızı hikâyesini bilirsiniz.
Adamın
biri okyanus sahilinde yürüyüş yaparken kıyıya vurmuş binlerce deniz yıldızını
hızla denize atan bir genci görür. Gence yaklaşır ve "Uçsuz bucaksız
sahilde binlerce deniz yıldızı var, hepsini kurtaramazsın. Ne fark eder
ki?" diye sorar.
Genç,
yerden bir deniz yıldızı daha alır, okyanusa fırlatır ve şöyle der:
"Onun için fark etti ama!"
Bu
hikâye, her şeyi tek başına değiştiremesek bile bir kişinin bile hayatına
dokunmanın çok değerli olduğunu gösterir. Bize sadece izlemek veya eleştirmek
yerine, küçük de olsa harekete geçerek fark yaratmayı öğütler.
Harekete
geçmeden durmanın bana göre olmadığını fark ettiğimden beri, elimden gelenin en
iyisini yapmaya gayret ettim. Eleştirmek, söylenmek, şikâyet etmek yerine her
birimiz bir ucundan tutarsak bu vahim sorunun çözümüne katkı sağlayabiliriz. Belki
birileri de utanır, çevreyi kirletmemenin, korumanın önemini anlar.
Torunlarımıza
nasıl bir gelecek bırakacağız hiç düşündük mü?
Türkiye
Cumhuriyeti Anayasası'nın 56. maddesine göre herkes, sağlıklı ve dengeli bir
çevrede yaşama hakkına sahiptir. Sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşamak temel
bir insan hakkı; bu çevreyi korumak ve geliştirmek ise hem devletin hem de
vatandaşların ortak ödevidir.
O
hâlde bir sonraki adımda yere atılmış bir ambalaj gördüğümüzde, “Beni
ilgilendirmez,” demek yerine eğilip onu yerden almayı deneyelim.
Belki
bizim için küçük bir hareket… Ama kim bilir, belki bir deniz yıldızı için hayat
demektir.

0 Yorumlar