Fotoğraf: A.Mahir Erdem
Hayırlı Ramazanlar.....

İçimde her Ramazan olduğu gibi bir heyecan ve neşe var. İlk orucumu tuttuğumda  9 yaşındaydım. Nasıl yalvarırdım anneme "beni de sahura kaldırın" diye O ise "sen küçüksün dayanamazsın" der ama bana kıyamaz kaldırırdı. O da inanamazdı nasıl uyandığıma çünkü benim uykum ağırdı çocukken, sanırım biraz naz da yapardım. Annem bazen benim sabah erken kalmamama kızıp,  "top patlasa uyanmaz bu kız" derdi. O sahur sofrasına oturmak ve oruç tutmak için içimde bir heyecan ve coşku olurdu. Uykulu da olsam annemin özenle hazırladığı o güzel, bereketli sofrada olmak ayrıcalıktı.  Evin içi mis gibi börek kokardı, yumurta mutlaka olurdu o sofrada, kahvaltılıklar sırayla arz-ı endam ederdi. "Öğleye kadar tutarsın, tekne orucu "derdi annem, onu kendime hiç yediremezdim. Yaz sıcağına denk gelmişti Ramazan, sadece çok susuyordum karnım acıkmıyordu aslında. Zaten gün öyle çabuk geçiyordu ki. Hele de iftarı beklemek balkonda, topun atılması, ezanın okunması ve iftarın hep birlikte o sofrada huzurla açılması herşeye değerdi. Bereketli iftar soframızda her zaman babamın  davet ettiği bir Allah misafiri olurdu. 
                                                                                                                      Fotoğraf: A.Mahir Erdem
Ramazanın ilk sabahı uyandığımda, annem salonu temizliyor, her koltuğa bir kırlent koyuyor ve salonun bir köşesine beyaz bir perde asıyordu. Merak etmiştim o perdenin arkasındaki koltuğa kim oturacaktı ki. Saat 1'de evde Mukabele okunacağını ve komşuların geleceğini söyledi annem. 30 Ramazan aynı saatte Kuran-ı Kerim'den bir cüz okunacak, gelenler de kendi kuranlarından takip edeceklerdi. Hoca erkek olduğu için perdenin arkası uygun görülmüştü ona. Kadınları göremeyecekti bu şekilde. Çocuk aklımla bana çok değişik ve komik gelmişti. Merakla o beyaz perdenin arkasına saklanıp Kuran okuyacak hocayı bekledim kapıda. Mehmet Hafız dedikleri orta yaşlı bir amcaydı gelen, başı önünde gösterilen yere oturmak üzere perdeye ilerledi. Kadınlar daha önceden, başları örtülü, kucaklarına koydukları kırlentlerin üzerindeki Kuranları ile hazır bekliyorlardı. Komşu teyzelerinin muhabbetleri hocanın gelmesi ile durmuş odaya bir sessizlik hakim olmuştu. Perdenin arkasından "hazır mısınız hanımlar?" sesi gelince hazır olduklarını söyledi annem. Mukabele okunmaya başladı. Annem benim de elime Türkçe Meali de yazılı olan bir Kuran vermişti. Daha yeni kuran harflerini öğreniyordum ama annemin yanında onun sürdüğü gibi parmağımla taklit ederek dinlemeye başladım, anlamıyordum okunan Kuran dilini, merak ediyordum acaba ne anlatıyordu bize. Elimdeki Kuran'ın Arapça harflerinin yanında yer alan açıklamasını okumaya başladım. Peygamberler ve o zamanki kavimlerle ilgili hikayeler anlatılıyordu, bazen de uyarılar vardı bize hitaben, Allahımız konuşuyordu. 
                                                                                                                      Fotoğraf: A.Mahir Erdem
Kuran'ın daha sonra A-Rabca yani Allahça olduğunu öğrenecektim. Ayet'in İşaret olduğunu, hayatımızı nasıl yaşamamız gerektiğini, KurAN'ın tek gerçek hazine, hakiki kurtuluş metodu, ve hatta kılavuzu olduğunu o zamanlar bilmiyordum. Yani AN'ımızı, şimdimizi ve ebediyetimizi doğru KUR'mak için var. Hem gelmiş geçmiş ve gelecek milyarlarca insan ve hem de bireysel olarak tek tek bizimle konuştuğunu öğrendim sonra. Kuran, Allah ve Peygamberi anlamak için yola çıkmış herkese mucizelerini  gösteriyordu. Kuran'da "kıssa" adı altında verilen hikayelerin her biri aslında bizle konuşuyor ve bize her durumda ne yapmamız gerektiğini anlatıyordu.  Kuran ilmiyle amel etmeyen, bilgisini hal etmeyen bazı alimleri, "üzeri kitap yüklü eşeğe" benzetiliyordu ya, hatta dualarımızda "faydasız ilimden sana sığınırız"diyorduk. İlmin ancak onu yaşayınca anlam ifade ettiğini, anlamadan kendi hayatına uyarlamadan, hal etmeden çok eksik kaldığımızı fark ettim.  Allah senin beynine Rabcayı yerleştirmiştir diyor Deniz Erten İşaret Serisi kitaplarında. Rabca "program" olarak aplikasyonlarda "uyuyor" halde, aktive edilmek üzere beklemektedir. (Kaynak: Deniz Erten , UYANIŞ)
                                                                                                                       Fotoğraf: A.Mahir Erdem
Çocukken öğrenmiştim ben Ramazan'ın çok özel bir ay olduğunu, oruç tutmanın huzuru ve güzelliğini. Daha sonra Allahım nasip etti her Ramazan tutmaya gayret ettim. Çocuklarım olunca onlara da küçük yaşta bu sevginin ve disiplinin verilmesi gerektiğini düşündüm. "Sakın tutturma daha küçük onlar, zayıflar da baksana, kıyamam" diyenlere kulağımı tıkamayı başardım çok şükür Allahımın izniyle. Hiç zorlamadan, sevdirerek, küçük hediyeler vererek oruçlarını taçlandırarak yaptık bu işi. Sahurun ve İftarın, mukabelenin, teravihin manevi hazinesini hissettirip yaşadık. 

Şimdi geçmişe baktığımda "İYİKİ" diyorum iç huzurumla. Açlıktan kim ölmüş? Çocuklarınıza kıyın ey çok merhametli olduğunu düşünen ebeveynler. Çocukken alışmayan,  büyüyünce pat diye oruç nasıl tutsun? Sonra da "kazık kadar adam oruç yiyor" deyip, tüm suçu çocuğa atmak da neyin nesi? Tamam sen öğretmişsindir çocukken o ergenliğe gelmiş, yetişkin olmuş uygulamıyor senin öğrettiğini.. O zaman yapacağın bir şey yok, gerisi onun manevi ve vicdani sorumluluğu. 

Allah herkesin ibadetini makbul ibadetlerden eylesin....(amin)
                                                                                                                    Fotoğraf: A.Mahir Erdem

6 Yorumlar

  1. İlk defa buruk bir ramazan yaşayacağız.
    Hayırlı ramazanlar.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. belki bundan da bir hayır çıkarırız kim bilir?

      Sil
  2. blog alemi ramazan coşkusunu unutmuşken yazına denk gelmek umut verdi... Hayırlı ramazanlar!... Sevgiler..

    YanıtlayınSil
  3. nasıl güzel bir yazıydı. kaleminize sağlık.. biz müslümanlar, İslamın gereklerini bize verilmiş ceza gibi algılamasak, daha huzurlu olacağız sanki, Allah anne babamdan razı olsun, çok küçük yaşta, ramazanın coşkusunu ve bereketini bize öğrettiler, şükürler olsun. bende bir evladıma bu anlamda şuur kazandırdığıma inanıyorum. kültürün ve dinin ancak aile ortamında bir sonraki kuşağa aktarıldığını unutmamak şart. fiziksel gelişimleri ile yakından ilgilendiğimiz yavruların, manevi gelişimlerini eksik bırakmayalım inşallah

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ediyorum yorumunuza Mavilale adaşmışız :))
      maneviyat da çok önemli insan hayatında
      Maneviyatı eksik olunca insanın o denge bozuluyor diye düşünüyorum ben
      sevgiler

      Sil