Kahkaha Terapisti Gülnur Akdemir ile 22 Şubat Cumartesi sohbet edip Kahkaha Yogası yapacağız. Hepinizi bekliyoruz.  Masalsı keyifli ortamı ve lezzetli ikramları ile Mavi Ev Cafe bize ev sahipliği yapacak. Öyle güzel kadınlar var ki yeni tanıştığım, el emeği göz nuru ürünler yapan. Onlar da çok güzel bir dayanışma sergilediler ve söyleşime katkı sundular. Yaptıkları harika ürünleri söyleşiye katılan misafirlerime hediye edecekler. 
Destekçilerim harika kadınlar;
@z_styling Zuhal Keskin
@atolyemotantik 
Kahkaha terapisinin kan basıncını düzenlediğini, serotonin, dopamin, adrenalin ve endofrin gibi mutluluk hormonlarını artırdığını biliyor muydunuz? Mutluluk hormonu da stresi azaltıyor, depresyonu önlüyor, bunamayla baş etmeye yardım ediyor. Endofrin salgılanması ile vucudumuzun hastalıklara ve virüslere karşı koruma kalkanı oluşturuyoruz. 
Bu terapide sürekli hareket halinde oluyoruz, egzersiz yapmış oluyoruz aynı zamanda. Hepimiz gülüp kahkaha atıyoruz, kimse kimseyi yargılamıyor. Utanma duygusunu da gidermeye yardımcı olan bir yöntem. Enerjik bir hale geliyoruz, Kahkaha duygusal açıdan rahatlama ve huzuru sağlıyor. Negatif enerjiyi vücudumuzdan atıyoruz. Gülümsemek hayatımıza yardım ediyor. Kahkaha attığımız zaman 100 ve 400 arasında kas kullanıyoruz. Çocukken günde 300 defa gülermişiz, daha sonra bu gülme sayısı azalıyormuş belki de hiç gülmeyen bir insana dönüşüyormuşuz. 

Victor Hugo'nun dediği gibi " Gülmek için mutlu olmayı beklemeyin, belki de gülmeden ölürsünüz."

Sadece 20 saniye gülerek vücudumuzu 3 dk egzersiz yapmış kadar enerji harcadığınızı biliyor muydunuz?

Bir arkadaşım "kesinlikle bana göre değil, ne öyle sahte sahte kahkaha atmak" dedi geçen gün. Ben de sen bilirsin böyle düşünüyorsan ben bir şey söyleyemem. Üzüldüm açıkçası, neden mi? İnsanların gülmek ve kahkaha atmayı hayatı hafife almak gibi gördüğünü hissettiğim için. 

Bilakis ben,  hayatı ciddiye aldığım için  gülüyorum, mutlu olmayı seçiyorum!

Hayat bizim seçimlerimizden ve yaşadıklarımıza verdiğimiz tepkilerden ibaret. Tabi ki, acılar, kayıplar, hastalıklar var hayatımızda. Hani çocukken yokuş aşağı koşarken düşer dizini kanatırsın, bir süre sonra dizindeki yara kabuk bağlar ve zamanla iyileşir, ve sen hayata dizindeki acısı artık geçmiş silik bir yara iziyle devam edersin. Ancak, o kabuğun iyileşmesine müsaade etmezsen ve sürekli onu parmağınla kaldırırsan, o yara sürekli kanar ve sana acı vermeye devam eder. Biz kendimizi tedavi etmek iyileştirmek için buradayız. Acılarıyla beslenen insanları görünce benim içimde onlara karşı bir acıma duygusu oluşuyor. "Allahım bundan onu kurtar "diye dua ediyorum. İnsan istemezse bizim yapabileceğimiz bir şey olmuyor ne yazık ki....